CORTLAK

ADI CORTLAK’TI ASIL ADI MEMET

Anti toroslardaki Gürleşen köyünün Atak dağının dibinde, kendi ördüğü, taş duvarlı, mertek tavanlı, toprak damlı, tek göz odalı, ocaklı bir evde yaşardı… davar kılındandı yüzsüz döşeği ve yorganı. Yastığı loğ taşıydı… bir alaman kazması dayalı dururdu kapısında… kendisine en yakın ev aşağıda, cinli derenin sırtındaki evdi. Avcı yusuf’tu sakini…
yanına yaklaşılmazdı ekşi kokusundan
Haçinden yirmi sekiz kilometre uzaklıktaki fekeye zorla askere götürmüş osmanlı…
Askerliği nerde yaptın, diyenlere; taaa feke de derdi…
karısı daha ilk günden “ben başımı loğa dayamam” deyip, ertesi gün, memmet emminin kardeşi kara kütüğün kaçan karısı dahil üç karılı yamuk hasan’nın evine atmış kendini… derlerki, o gece cortlak, dayanıp yamuk hasanın kapısına; “ulan yamuk hasan, hangi kitapta yazıyor iki gardaşın da avradını almak” demiş… bi daha evlenmemiş, ne sakalını kesmiş ne yıkanmış; mecnun olmuş sonra.
kapısında, her sabah oduna gittiği bi gözü kör boz eşeği, evinin önünde küçük bir bağı, bir de gürün dudu ağacı vardı… bağın sol yanındaki zıncarlığın içindeki Şıpşıp oluğu, kendi elleriyle ağçamdan oyduğu tekneye damlardı.… Atak dağının yabanıl hayvanları onda sulanır onda çimerdi…gündüzleri karın tokluğuna onun bunun bağ bahçe işlerinde çalışır, kırılacak kayaları kırar, sökülecek kaşşakları sökerdi… hava kararınca, eline tenekesini alıp köy bağlarını beklemeye gitmediyse evinin önünde kendince ağıtlar söylerdi… çoğu zaman damlarımızda, üstümüzde saman yolunun çatalını görebilecek kadar parlak bi gökte, dört bir yana hızla hareket eden peyikleri saya saya; orman uğultusuna ve yusufcuk kuşlarının ‘bulubulubuldunmuuu yusufcuuuuk’ çığlığına karişan o ağıtlarla uyurduk; güle, üzüle…
Her köyün ille de bir delisi olmak zorundaydı yoksa nasıl dışlık geçirirdi akıllılar… delisi yoksa köyün mutlak bir mecnunu vardı…
Köyün yaşlıları yüzüne karşı memet, ardından cortlak derlerdi; gençlerse hem korkup hem eğlenerek, hem ardına hem yüzüne “dağlara cortlak dağlara”… bunu duyan cortlak, taşlarla kayalarla, önüne katıp, dağ bayır demez saatlerce, dil değmemiş küfürler ve intizarlarla kovalardı gençleri… öfkelndimi önüne kimse duramazdı memmet emminin…
Gece olunca köyün gençleri belanda toplanır laflardı… en sonunda iş yine eğlenceye gelir, eğlenceyse cortlağa çıkardı… türlü oyunlar kurar, ensonunda birine kara verip, yürürlerdi. Cortlak, evdeyse başka oyun bağdaysa başka…
Yaşı yetmişken, tapu kadastro geldi köye… evinin olduğu arazi avcı yusuf’un tapusunda çıkıverdi. Avcı Yusuf haca gitmemiş hacılarından biriydi Gürleşenin; Bağı bahçesi çoktu… dokunmadı memmet emmiye; yaşasın ölünceye kadar, dedi…
Dururmu köyün sıkılanları; varıp gelip aynı şeyi demişler cortlağa; avcı seni kovacak. Bir değil iki değil…
Dolunayın parlaklığından yorganları kafamıza çektiğimiz bir gece, dil görmemiş ağıtlar ve küfürler eşliğinde bir sesle kaldırdık başımzı eskiyen elbiselerle dolu yastıklarımızdan… davar kılı döşeklerimizde doğrulup, koyun yünlü yorganlarımızdan sıyrıldık; sıra sıra dizildik horantacak,damın ucuna; yapma memet, etme memet, diye haykıra haykıra yalvarıyordu köyün büyükleri… ne kimseyi yanına yaklaştırdı ne de sözünü kimsenin; bildiğini yaptı… kapının ardında duran alaman kazmasıyla ilk önce kapıyı kırdı… duvardan söktüğü her taşı avcının evine o dil değmemiş küfürler ve intizarlar eşliğinde avcının deresine yuvarlıyordu… önene gelse ezip geçen iki taşın loğ taşları olduğu çatırtısından belli oluyordu…her ağızdan bir ses çıkıyordu… küçükten bir ateşin yalımları arada bir kararan dumanlarla büyüyüp gidiyordu göğe doğru…üç dört saat sonra dolunayın önünü bembeyaz bir duman kapladı, içinde kıl kıl siyahları olan…
Sabah namazında asım kaha görmüş; nereye memet nereye!… “ ilçeye asım kağa, ilçeye” demiş…
Ters çevrilmiş semere benzeyen haçin’ e, hava kararırken, binmeye korktuğu eşeğininin yularından çeke çeke girmiş güneyden… maden yolundan doğu yakasına tırmanmış semerin. İlçeyi gözlerinin altına almış, kalesekizİ dağının diz kapağındaki iki kayanın arasında uyuya kalmış.
Uyandığında güneş semerin batı ucunu aydınlatıyormuş… sağına bakmış kaya soluna bakmış kaya… ardına bakmış yar… demiş, üstünü kapatır önünü örersem aha sana ev…
Ağaçtan ne bulduysa gün boyu yığmış iki kaya arasına… kapamış iki kayanın üstünü… taş toplamış, çamur yapmış, pencere bile bırakmadan örmüş batıya bakan önünü…küçük bir kapı deliği bırakmış eğilerek girip çıktığı…
Kara bi hüzün kaplamış gürleşeni; bir delimize sahip çıkamadık, bu köy iflah olmaz diyorlarmış…laf böyle böyle çoğalmış ilçeye ulaşmış…
İlçe, tek caddesi olan bi yer… iki insan bi günde elli kez karşılaşır, bir süre sonra birbirlerini görmezden gelmeye başlarlarmış… böyle böyle selamlaşmayı unutmuşlarmış…
Cortlağın ilçeye geldiği haberi dilden dile yayılmış… aynı eğlence başlamış ilçede… canı sıkılan takılmış cortlağa…ilçenin eğlence yerine dönmüş memmet emmi…önce karnını doyururlar sonra kızdırırlarmış… sövmedik adam, kırmadık cam bırakmazmış…
Mecburiyet caddesinde yürüyorum selam verecek birini arayarak. Baktım fötr şapkalı bi adam bana bakıyor. Merhaba dayı, dedim… almadı merhabamı. İyice baktım yüzüne tanımıyordum. Kafasını salladı hafiften… hızla geçip gittim yanından. İlk tanıdığıma şu adam kim, dedim. Köylün oğlum, dedi; sizin cortlak. Anlattı hikayeyi…
Durmadan evini ateşe veriyor, itfaiye gidip söndürüyormuş….
Belediye başkanı köylüsünün bu haline dayanamamış; belediye elemanlaını görevlendirmiş, demiş; bu adamı insana benzetin. Zorla hamama götürmüşler, bağıttıra bağıttıra keselemişler… sonra zorla berbere, saçını sakalını kesmişler… sonra mezbahane bitişiğinde betonarma bi oda vermişler…
Sesleri böyle böyle kesilmiş dağlara cortlak diyenlerin…
Bi kış gü günü haberi geldi memmet emminin…
üç gün ortadan kaybolmuş… betonarmaya bakmışlar kapı kilitli… iki kaya rasına bakmışlar, eşeği var kendi yok…köydeki örenine gitmişler yok… dağa taşa haber salınmış yok… sonunda betonarma odanın kapısını kırıp içeri girmişler…!
Bir garip ölmüş diyeler/ üç günden sonra duyalar/ soğuk su ile yuğalar…
Bi kalabalık bi kalabalık… tabutun her kolu, “dağlara cortlak dağlara” yerine “allah rahmet eylesin” bağırmaları arasında durmadan omuz değiştiriyomuş…
Bu yıl gördüm, memmet emminin gürleşendeki öreni avcı yusuf’un eniştesinin kiraz çiftliği olmuş… adam şıp oluğuna kuyu vurdurmuş, üstüne de bi çardak kondurmuş…
Dedim içimden; mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi… Dağlara cortlak emmi, dağlara…

Hasan Hüseyin Gündüzalp, 01.06.2010

Reklamlar

13 Haziran 2017 tarihinde Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s